Nazende Sevgilim romanının yazarı Nesrin Kişmar ile bir sohbet


    Son zamanlarda oldukça güzel bir esere rastladım. “Nazende Sevgilim” Sanırım hepiniz o güzel şarkıyı anımsadı değil mi? Kitabı elime alır almaz rüzgara karışmış o güzel şarkıya dair bir kaç nota ben de duydum.Kibar, henüz el sürülmemiş, duru bir tını değil mi? Hepimiz bu güzel eseri ve yazarını tanımayı hak ediyoruz. İşte sizlerin de tanımaktan keyif alacağı yazarımız Nesrin Kişmar.

Nesrin Hanım sakıncası yoksa ben bu güzel sohbetimize Nazende Sevgilim şarkısı da eşlik etsin istiyorum. Berlin sokaklarının en sevilen cafesindeyiz. Soğuk olsada sıcacık birer kahve söylüyoruz.
-Tabi çok güzel olur.
Nesrin Hanım söyleşimize geçmeden önce davetimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. (Sıcacık kahvelerimizden birer yudum alıyoruz.)
Bende teşekkür ederim bana güzel Berlin gününde eşlik ettiniz için ...
Nesrin Kismar’ı tanımak için sabırsızlanıyoruz. Herkesin bir hikayesi vardır. Sizin hikayeniz nedir?
Türkiye’de doğdum.Doğduğum topraklar karakterim; benim dediğimin herşeyi etkiledi. Kültür ve anane adına bildiğimi düşündüğüm ne varsa benimle bir yoğruldu. İbni Haldun’un da dediği gibi “Coğrafya kaderindir.”
Haklısınız ben bazen şöyle de diyorum “Üslübün kaderindir” Lütfen devam edelim.
Evlenip Almanya’ya taşındım.İnsan bir yere taşınınca sedece fiziksel olarak bir taşınma olmuyor. Önce zihniniz zincire bağlanmışcasına sizi prangalıyor. Bildikleriniz yapageldikleriniz sıfırlanıyor. Gurbet insanı güncel deyimle “resetler”. Türkiye’de yarım bıraktığım bir eğitim süreci de buna eklenince uzun süre değişimin sindirilmesi için emek verdim. Öğrenme ve kendini geliştirme merakım beni zinde tuttu. Ama öyle ya da böyle günler yıllar geçip yaş 35 dayanınca hayatı algılayiş şeklimde bir değişim olduğunu fark ettim.
Zamanımı daha bilinçli kullanmaya karar verdim.
Akıllı insan zamanı iki kere kullanır diye bir söz duymuştum ne kadar da doğru imiş.
Evet, bildiklerimi paylaşmak için bir yöntem seçmem gerekiyordu. Çocukluk ya da gençlik hayallerinin peşinden koşabildiniz kadar şimdiyi biçimlendirebiliyorsunuz. Ben aslında Gastarbeiter(İşçi Ailesi) çocuğuyum o yüzden göç kavramı ile büyüdüm. Gidip-gelmeler, uzak mesafeler, mektupların içersine iliştirilmiş fotograflar, tanıdıklar için binbir zahmetle hazırlanmış hediyeler...Hepsi gurbete özleme dair...
Neden yazmak istediğiniz sorusunu düşündünüz sanırım. Galiba yazmak sizin için bir tohum olup birlikte büyümüşsünüz?
Çocukluk hayali ya da verdiğiniz sözde mutabık kalmak deyin benimkine..Yazmak istiyordum mümkünse de başka bir dile çevirmek....
Neyi yazmak istediğiniz?
Bu kısımın oturması sanırım biraz uzun sürdü. Karar vermek her zaman kolay değil.
Anlıyorum.
Önceleri ailemin göç hikayesini kaleme almak istedim. Bildiklerim diğer insanların bildiklerinden daha farklı değildi. Çocuksu bir macerayla harmanlanmış olan ilk kitabımı yazdım.O zaman anladım ki yazmayı istemek yeterli değilmiş. İlhamı da beklemeliymişsiz. Ne yapalım bekledim bende...
İlk kıvılcımlar nasıl oluştu peki.Gerçkten yazarların böyle zamanları beklediğini söylemesi doğru o zaman. Bazen gizem  merakın esiri yapıyor bizleri .Yazmak büyülü birşey olsa gerek.
Hem de nasıl! Daha önce çocuklar için küçük öyküler hazırlamıştım ama roman bambaşka bir işe soyunmak demekti. Yürümek benim için bir terapidir çoğu zaman ...Yürümek saatlerce...Yine böyle bir gün sokalarda yürürken “Nazende Sevgilim“in ana fikri belirdi. İnanın o günlerde ne yapabilirim?,Nasıl yazabilirim?demekten beynim zonkluyordu.
Oldukça sancılı bir süreç olsa gerek...
Ana fikrin yerleşimini yaptıktan sonra ayrıntıları yerleştirmek hikaye gelişimine bıraktığım bir şey oldu. İlk heyecanı attıktan sonra herşey daha farklı yapılaşmaya başlıyor. Açıklaması zor olsa da ana hatlarını yada tümünü bilerek yazdığınızı söyleyebilirim. Beyninizle gördüğünüz haritayı elinizle çizmek gibi. Geçişleri sanki zihninizde başka insanlar yapıyormuş gibi geliyor duyunca ama değil hepsi sizsiniz ....son noktayı koyduğumda bitti dedim. Bunu anlatmak istedim.
Klasik bir soru olacak ama kitapta Nesrin Kişmar’ı da bulacağız o zaman ...Kurgu kadar sizinde izlerinizi görebileceğiz.
(Gülümsüyor) Türlü anlatımlar olsa da bir yazarın eseri o yazarın her halinin çıktısı olmadığını düşünmek ezbere bir yaklaşım olur. O yüzden benim his dünyam, duygularım hayatı bakış perspektifim kitaba olduğu gibi aktı.İlerleyen yazma serüvenimde ise dramı denemek istiyorum.
Yeni şeylerin tasarım kokusunu alırım sanki ...
Hayat akıyorsa bir ucundan tutmamak olmaz değil mi?
Bildiğim kadarı ile çocuklar için hazırlamış olduğunuz kitap,gençlere dönük başka bir çalışma ve Nazende Sevgilim. Şimdi nasıl birşeyler planlıyorsunuz? İşin aslı Nazende Sevgilim ile okuyucularınızın ağzına bir parmak bal çalmış olduğunuzu düşünüyorum.
Hedefim hayatın daha karmaşık ve dramatik yönlerini elle almak. İyi bir gözlemci olduğuma inanıyorum. Yazdığınız herşeyi yaşamış olamazsınız. Yazarken çokça düşünüyorum. Her adımın gerçekçi bir efekt oluşturması için emek veriyorum.
Yazar ile okuyucuyu ayıran nokta burası sanırım. Okuyucular gerçekle kıyaslıyor okudukları herşeyi uyuşmazlık ise sanırım beğenilmemenin temel sebebi....
Samimiyet ve içtenlik bir yazar için önemli duygular içinde yaşadığı topluma ayna olabilmek eğrisi ile doğusuyla gerçeği yansıtmak... Romanımı okuyanlardan en çok şu duyduğum sorulardan bir tanesi kimden esinlendiğim yönünde ...Nazende Sevgilim’in karakterleri kurgu ve yaşadıkları olaylar hayal ürünü, sadece mekanlar gerçek.
Karakterlerinizi bilmem ama ben sizinle birlikte eserinizi okurken Berlin sokaklarında dolaştım. Açıkça şunu söylemek isterim ki Berlin’i o bilinen şanından kurtarmışsınız. Başka bir gözle izledim Berlin’in o geniş sokakları, tarihi, geçmişin izi mana değiştirdi.
Ne mutlu bana çünkü benim gözümdeki Berlin böyle idi ... Demet’in Berlin’i....
Hala böyle Demek gibi insanların varlığını bilmek sanırım yaşadığımız dünyayı daha güzel ve masum kılıyor sanırım.
Siz de bilirsiniz Berlin nam-ı diyar Küçük İstanbul! Türklerin yoğun olarak yaşadığı Avrupa'nın nadide şehirlerinden...Bizim Berlin’imiz.
Romanızın iki dilde yayınlanmış durumda, Türkçe ve Almanca. Ana dilinizde hazırladığınız, peki çeviri fikri, gelişimi nasıl oldu?
Kitabın Almanca çevrisinine kendim başlamaya karar verdim başlarda, ama üçyüz sayfalık bir metin gözümde büyüdükçe büyüdü ve korkuttu beni. Planlar hazırladım çeviriyi kolaylaştırmak için iki dile de hakim olan arkadaşlarımla çeviriyi kontrol ettik. Epey yorucu bir süreçti.
İnanın ben buna değdini düşünüyorum. Zira anlaşılabilmek bazen zahmetli oluyor ama sizin ki tam çılgınlık hem yazıp üstüne birde çeviri yapmak tebrik ederim.
Farklı dillerde okuyucularınız tepkileri ortak mı yoksa her kültür kendine göre mi özümseme yapıyor...
Tepkiler dikkat edip bana sorulanlar Alman ve Türk okuyucularım için bambaşka...Her insan kendi hassasiyetlerine göre bir yaklaşımda bulunuyor...
Kitabınıza dair ben de şunları söylemek isterim.Yakın zamanda Türk kültürüne has yansımasının bu kadar gerçekci olduğu bir eser okumamıştım. Sanırım böylesi kendimize ait bir esere ihtiyacımız varmış.Kaleminize ve size bize bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Son sözlerinizi alalım.
Aslolan hayattir, yazmak hayata ayna tutmak, hayatin aynadan yansiyan aksini izlemek... Yazarin hayattaki durusuna ve hayata bakisina göre yansimalar degisir ve farkli hikayeler ortaya cikar...



                                                                Nesrin Kişmar-Neslihan Aytaç
                                                                        Röportajı –Mart 2018
                                                                           Berlin, Deutschland

Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen